MEME KANSERİ VE PSİKOLOJİSİ BÖLÜMÜ
UZMAN KLİNİK PSİKOLOG PINAR ÇELİKOĞLU
Meme kanseri tedavisinde hastanın ve yakınlarının duygusal durumlarının göz önüne alınması, tedaviye önemli ölçüde katkıda bulunmaktadır. Böyle bir sorunla mücadelede, kişinin içine doğduğu ailede yaşadığı ilişkileri, zaman içerisinde edindiği rolleri ve tecrübeleri sonucunda oluşturduğu iç dünyası büyük önem kazanıyor. Kişi çevresini ve karşılaştığı sorunları buna göre yorumluyor. Hastanın kişilik yapısı, zor durumlar ile başa çıkma niteliği, onun tedaviye olan katkısını belirliyor ve hastalığın seyrini etkileyebiliyor.

Teşhisin hemen sonrasında, hastalar çoğu kez duygusal gereksinimlerinin farkında olmuyorlar, yoğun bir kargaşa ve duygusal karışıklık hali yaşıyorlar. Bu dönemde hastaların çoğunun en büyük gereksinimleri, emin ellere teslim olmak ve kendilerini tedavi açısından güvende hissetmek şeklinde oluyor. Bu ani başlayan kargaşanın içinde hastanın ve yakınlarının "Biz ne yaşıyoruz?", "Duygusal ihtiyaçlarımız ne?" diye oturup düşünme olanakları olmuyor. Ne zaman ilk karışıklık bitiyor, ortalık durulup durum kronikleşiyor, işte o zaman psikolojik evrelerden bahsetmek mümkün olabiliyor.
KANSER TEŞHİSİ SONRASI YAŞANAN PSİKOLOJİK EVRELER
Kanser teşhisi, hayatın insanın karşısına çıkarabileceği en zorlu sınavlardan biri olsa gerek. Kanser kelimesi daha ilk andan itibaren ardaşık birtakım psikolojik tepkileri de beraberinde getiriyor. Teşhis konan kişi çeşitli psikolojik evrelerden geçiyor. Birçok kişi, teşhisi ilk öğrendikleri anı, "şok olma", "donup kalma", "bir yanlışlık olmalı" hali olarak anlatıyor. Çoğu kez, hekim ile yapılan görüşmenin ayrıntıları, tedavi ile ilgili yapılan öneriler hatırlanmıyor.
Çoğu zaman bunu, kanseri reddetme evresi izliyor. Bazı kişiler, kanser teşhisini kabul etseler de, önemini küçümsüyorlar ve bu durum devam ederse tedaviyi bile reddeder hale gelebiliyorlar.
Kanser teşhisine verilen tepkiler, aslında insanın hayat boyu karşısına çıkan türlü sıkıntılara, önemli sorunlara verdiği tepkilerden farklı olmuyor. Doğası gereği her insanın, karsısına çıkan güçlükler ile başa çıkma biçimleri farklı oluyor. Kimi savaşmayı, kimi kendini kadere bırakmayı ya da küsüp içine kapanmayı tercih edebiliyor.
Çoğu kez reddetme yerini sorgulamaya bırakıyor; "neden ben?", "ben ne yaptım da kanser başıma geldi", gibi. İnsan bir süre "nedenler"e cevap arıyor. Zaman geçip etraftaki kargaşa biraz durulduğunda, kişi başına gelenleri daha net algılayabiliyor ve o zaman karışıklık, reddetme ve panik hali yerini öfkeye bırakabiliyor. Bazen bu öfke en yakındakilere yani, eşe, çocuklara veya yakın arkadaşlara yönelik oluyor. Örneğin mastektomi geçiren bazı kişiler, tüm sağlıklı ve memeli kadınlara kızabiliyor. Bunlar aslında son derece doğal tepkiler. Kansere karşı duyulan öfkenin çeşitli bahanelerle dışa vurumu ....
Bazıları ise tüm bu öfkeyi kendilerine yönlendirebiliyor. Kimi zaman bu duygu, derin bir suçluluk duygusuna, üzerine gidilmezse depresyona yol açabiliyor.Depresyon, çoğu kez öfkeden sonra gelen bir diğer evre. Tedaviden korkmak, ölmekten korkmak ya da belirsizlik, en sık yaşanan duygular.

Bazı insanlar, yakınları tarafından eskisi gibi aranıp sorulmadığını düşünüp küsüyor veya kimse ile görüşmek istemeyip, kendi kendisini çevreden soyutlayabiliyor. Kimi zaman kanser teşhisi bir sır gibi saklanıyor; bu aslında "farklı", "hasta" ya da "aciz" görünmemek için. Çünkü en çok korkulan şeylerden biri de çevreden gelebilecek acıma duygusu oluyor. Ne yazık ki ne saklamak, ne hiçbir şey olmamış gibi davranmak, ne de hep güçlü gözükmeye çalışmak bir fayda sağlamıyor.
Metnin devamı "Kadınlar İçin Meme Sağlığı Bilgileri" adlı kitapta yer almaktadır...
|