|
İlk mamografi
deneyimim
Gerçekler mi yazı yoksa
yazılar mı gerçek oluyor?
Bilmiyorum.
Zaman zaman bu ikisi fena halde
birbirine giriyor.
Ama şunu biliyorum: Bir şeyi yapacağım
diye yazıyorsam, onu mutlaka hayata geçiriyorum. Bok varmış gibi!
Sanki insanlar karşıma dikilip, ‘‘Şöyle şöyle yazmıştın ama sözünde
durmamışsın. Ne iş?’’ diyeceklermiş gibi. Benim yalanım da bir
tuhaf, konuşurken rahatlıkla çıkıyor da, yazarken... Ih ıh. Benden
söz alacaksanız yazılı alın yani! Haliyle ne oluyor? Kendi ipimi
kendim çekiyorum. Yazılar, celladım oluyor. Benim gibi özgürlüğüne
düşkün, içinden geldiği gibi davranan, gelgit akıllı biri için de
takdir edersiniz ki sinir bir durum. Çünkü yazı denilen şey beni
bağlıyor. Hiçbir şeyin, hiçbir kimsenin bağlayamadığı kadar. Tuhaf
ama hoşuma da gidiyor. Yazıyla aramdaki bir aşk-nefret ilişkisi
yani...
* * *
Geçenlerde gaza gelip, mamografi
yaptırmaya Türkiye Meme Vakfı'na gideceğim diye yazmasaydım mesela,
hiçbir kudret beni o güneşli günde oraya gönderemezdi. Çünkü yazıyı
yazdığım günle, yazının gerçeğe dönüşmesi gereken günkü, ruh halim
arasında dağlar kadar fark vardı. O Çarşamba memelerimi bir aletin
içine sıkıştırmak yapmak istediğim en son şeydi. Memelerimle başka
şeyler yapmayı hayal edebilirdim ama o eylemin mamografi olmayacağı
kesindi...
Ama ne oldu? Kös kös gittim. ‘‘Mamografi
çektirmezsen, hangi yüzle insanlara ‰Efendim mutlaka çektirmeniz
gerekiyor' diyeceksin?’’ diyerek. ‘‘Ulan kim inanır sana?’’ diye
ekleyerek. İşin zor olan kısmı Türkiye Meme Vakfı'ndan içeri adım
atmaktı. Attım... Ve inanır mısınız, kendim için fevkalade faydalı
bir iş yaptım ve şahane insanlarla tanıştım.
* *
*
Önce şahane insanları tanıyalım:
Bike Kocaoğlu.
Neden şahane? Vakfın icra kurulu üyesi olduğu için değil. Boğaziçi
Üniversitesi Turizm İşletme Bölümü Başkanı olduğu için de değil.
Aynı zamanda halk sağlığı beslenme uzmanı Bike Kocaoğlu, Türkiye
Meme Vakfı'na gönüllü olarak hizmet veriyor. Bu işi çok ama çok
ciddiye alıyor. O kadar hararetle ve heyecanla anlatıyor ki, saygın
bir profesör olduğunu bile söylemeyi unutuyor. Bayılıyorum böyle
insanlara. Alçakgönüllülük sen çok yaşa!
Pınar Çelikoğlu. O
da Meme Vakfı'nın icra kurulu üyesi. Uzman klinik psikolog. Boğaziçi
Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde çalışıyor. ‘‘Meme
kanseri kadınlarında eş ve yakınların desteğinin önemi’’ üzerine tez
hazırlamış. 10 senedir bu konu üzerine yoğunlaşmış. Anneanesini meme
kanserinden kaybetmiş. Halen Alman Hastanesi'nde kanser hastalarına
grup terapi yapıyor.
Violet Aroya. Vakfın hem genel
koordinatörü hem de icra kurulu üyesi. 41 yaşında evli ve üç çocuk
annesi. Ailesindeki bütün kadınları meme kanserinden kaybetmiş.
Kontrollerini aksatmamasına rağmen, meme kanserine yakalandığını
öğrenince, ‘‘50'ime varmadan ölmektense, 80'ime kadar göğüssüz
yaşarım!’’ diyerek, iki göğsünün de alınmasına izin vermiş. Violet
Aroya kadar hayata sıkı sarılan birini az gördüm. Üstelik akıl
almayacak kadar komplekssiz!
Cenan Çağlar. İşte hayatta
postlarla önem vermeyen biri daha. Cenan Çağlar, Türkiye Meme
Vakfı'nın işlerlik kazanmasında emeği çok geçmiş bir fizyoterapist
doçent doktor. Tüm bu insanlar, toplumsal bir olayı gerçekleştirmek
için bir araya gelmiş gönüllü bir ekip.
Bir de Can Gürbüz var
tabii.
Vakfın başkanı Can Gürbüz, Aksaray Vatan Hastanesi
doktorlarından. O da inanılmaz alçakgönüllü. Herkesin kendini
satmaya meraklı olduğu günümüzde mumla aranıyor böyle insanlar. Şaka
gibi yani. ‘‘Oya Bayrı'yla Fransız Pasteur'den beri beraber
çalışıyoruz’’ diyor, dünyanın en doğal şeyiymiş gibi. Mesleki
başarılarını anlatmaktan hoşlanan biri değil. Tek isteği var:
Kadınları mamografi yaptırmaları konusunda bilinçlendirmek, çünkü
erken teşhis hayat kurtarıyor. Türkiye Meme Vakfı, devlet
hastanelerinden bile daha ucuza mamografi çektirebileceğiniz tek
yer. Annesini meme kanserinden kaybeden Boni Salis'in armağan ettiği
mamografi cihazıyla bu mümkün. Vakıf, ücretsiz tarama yapabilmek
için hala sponsor arıyor. Bu hizmeti parasız vermek istiyorlar yani.
Şapka çıkarılır, başka ne yapılır!
HAMİŞ 1: Bu arada
mamografi cihazı, kocaman bir mikroskopa benziyor. Memelerinizi
dayarken biraz zorlanıyorsunuz ama canınız acımıyor. Memeler
sandviçin arasına giren salamlar gibi biraz sıkıştırılıyor ve şip
şak fotoğrafı çekiliyor. Profilden ve yandan. Filmleriniz temiz
çıkınca da, oradan huşu içinde ayrılıyorsunuz. O memeleri gönül
rahatlığı içinde başka faydalı eylemlerde tepe tepe ve güle güle
kullanmak üzere...
HAMİŞ 2: Unutmadan, bugün 12:30'da
bir konferans var. Metropolitan Hastanesi'nde Ann Dalton, meme
kanserli kadınların vücut ve estetik bakımını anlatacak. İlgililere
duyrulur.
HAMİŞ 3: Türkiye Meme Vakfı telefonunu
tekrar yazıyorum: 0212 219 55 09. Numarada bir yanlışlık yok, hat
mesgulken, (çünkü inanılmaz bir telefon trafiği yaşanıyor)
çevirdiğinizde yanıt alamıyorsunuz, biraz beklemeniz icap
ediyor...
|